Lisa Hamsch ile Röportaj
Stresliyken güçlü kalmak – Uzman anlatıyor: Nasıl başarılır?
Zaman baskısı, zihinsel tükenmişlik, sürekli işlevsel kalma zorunluluğu — birçok kişi tükenene kadar dayanır. Oysa dayanıklılık sert olmakla değil, iyi bir öz yönetimle ilgilidir. Bu yazı, günlük hayata kolayca uygulanabilecek küçük değişimlerle içsel dengenizi nasıl geri kazanabileceğinizi gösteriyor — piliniz tamamen bitmeden önce.

Lisa Hamsch
Biyofizikçi ve psikolojik danışman olan Lisa Hamsch, uzun yıllardır sağlık editörü olarak çalışıyor ve küçük alışkanlıklarla daha mutlu ve sağlıklı bir yaşamın mümkün olduğunu anlatıyor.
Hepimiz düzenli olarak baskı altındayız. Toplantılar, yapılacaklar listeleri, özel hayatın sorumlulukları — bazen nefes alacak vakit kalmıyor. Buna rağmen bazı insanlar böyle dönemlerde bile şaşırtıcı derecede sakin kalabiliyor. Sırları ne?
Çoğu zaman bu durum güçlü bir irade ya da stoacı bir kişilikle ilgili değil, dayanıklılığı mümkün kılan bir yaşam tarzıyla ilgilidir. Çünkü fiziksel ve zihinsel direnç doğuştan gelmez — günlük kararlarla oluşur.
LaVita uzmanı Lisa Hamsch’e, hangi faktörlerin rol oynadığını ve dayanıklılığı artırmak için neler yapılabileceğini sorduk.
Stres, baskı, sürekli beklentiler — birçok kişi sınırda hissediyor, ama bazıları yine de içsel olarak dengede kalıyor. Farkı yaratan ne?
“Fark, bazı insanların daha fazla dayanmasında değil, yükle nasıl başa çıktıklarında yatıyor. Birçok kişi dayanıklılığı ‘güçlü olmak, devam etmek, pes etmemek’ olarak görüyor. Ama durum böyle değil. Dayanıklı olan kişi, kendini iyi regüle edebilen kişidir. Ne zaman fazla geldiğini hisseder — ve sonra bir şeyi değiştirir. Bu küçük molalar, net bir odak veya iyi bir öz bakım olabilir. Önemli olan, tekrar tekrar kendi dengesine dönebilmektir. İçsel kaynaklarını güçlendiren kişi, zorluklara daha hazırlıklı olur.”
İçsel kaynaklardan ve dengeye dönme becerisinden bahsediyorsunuz — bu aslında günümüzde “rezilyans” dediğimiz şey mi?
“Evet, tam olarak. Rezilyans, bir tür ‘psikolojik bağışıklık sistemi’ gibi düşünülebilir. Dayanıklılık çoğu zaman sadece dayanma gücüyle ilişkilendirilirken, rezilyans zorluklarla başa çıkabilme, toparlanabilme ve hatta büyüyebilme becerisini ifade eder.
Terim aslında malzeme biliminden gelir — orada, baskıdan sonra eski haline dönebilen materyalleri tanımlar. İnsanlara uyarlarsak: Rezilyanslı kişiler de baskı yaşar, ancak daha hızlı toparlanır, geri dönüşleri işler ve hatta güçlenerek çıkar. Ve bu beceri öğrenilebilir — bilinçli stratejiler, iyi alışkanlıklar ve içsel kaynakların geliştirilmesiyle.”
Rezilyans geliştirilebilir diyorsunuz — peki günlük hayatta bu nasıl olur? Gerçekten ne işe yarar?
“Bu konuda oldukça etkili kaldıraçlar var. Araştırmalar, bazı alışkanlıkların doğrudan psikolojik dayanıklılığımızı etkilediğini gösteriyor. Özellikle:
Zihinsel stratejiler: Farkındalık, gerçekçi hedefler, düşünce kalıplarıyla bilinçli ilişki. ‘Şu anda neyi değiştirebilirim, neyi değiştiremem?’ diye soran kişiler stresten daha az etkilenir.
Hareket: Düzenli ve orta düzeyde olmalı. Günde 30 dakikalık yürüyüş, pilates veya bisiklet doğal bir stres boşaltma mekanizmasıdır.
Uyku ve toparlanma: Sorun çoğu zaman yük değil, toparlanma eksikliğidir. Sürekli sınırlarının üstünde yaşayan biri rezilyans geliştiremez. Vücudun iyileşmek için dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Ve çoğu zaman unutulan bir konu: beslenme. Psikolojik dayanıklılık üzerinde düşündüğümüzden çok daha büyük bir etkisi var.”
Beslenme dayanıklılığımızı nasıl etkiliyor? Stresle başa çıkma gücümüzle nasıl bağlantılı?
“Beynimiz günlük enerjinin yaklaşık %20’sini tüketir ve sürekli besin desteğine ihtiyaç duyar. Stresli dönemlerde dengesiz beslenme hemen hissedilir: Sinirlilik, odaklanma sorunları, ruh hali düşüşleri veya ‘boşluk’ hissi çoğu zaman bunun sonucudur.
Birçok kişi kahveye, şekere veya atıştırmalıklara yönelir. Bu kısa vadede destekler, ancak enerji ve ruh hali dalgalanmalarını artırır. Sonuç: Sinirlilik, tükenmişlik ve memnuniyetsizlik döngüsü.
Gerçekten işe yarayan şey dengeli beslenmedir:
Kompleks karbonhidratlar = stabil kan şekeri ve sürdürülebilir enerji
Kaliteli proteinler = rejenerasyon ve nörotransmitter üretimi
Sağlıklı yağlar (özellikle Omega-3) = beyin performansı ve antiinflamatuar etki
Mikro besinler (magnezyum, B vitaminleri, D vitamini) = odaklanma, sinir sistemi ve duygusal denge”
Mikro besinlerin psikolojik dayanıklılığı artırdığı bilimsel olarak kanıtlandı mı?
“Evet. Büyük bir meta-analiz, mikro besin takviyelerinin stres, ruh hali ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisini inceledi. Vitamin ve mineralleri düzenli alan kişiler, almayanlara göre daha az stres semptomu, daha az ruh hali dalgalanması ve daha az hafif depresif belirtiler bildirdi.
Araştırmacılar, yeterli besin alımının psikolojik dayanıklılığa somut katkı sağladığını belirtiyor. Özellikle stresli dönemlerde mikro besinlere dikkat etmek çok daha önemli.”
Sinir sisteminizi güçlendiren besinler
Stresle başa çıkmak için hedefli mikro besin desteği önemlidir. Özellikle:
Magnezyum: Sinir ve kas fonksiyonunu destekler
B vitaminleri: Enerji metabolizması ve nörotransmitter üretimi
D vitamini: Ruh halini destekler, özellikle sonbahar-kış döneminde önemli
Omega-3 yağ asitleri: Beyin fonksiyonu ve inflamasyon kontrolü
Besin açısından zengin bir beslenme, sadece “sağlıklı” değil — zor zamanlarda dayanıklı kalmanın temelidir.
Son olarak okuyuculara ne söylemek istersiniz?
“Dayanıklılık bize verilen bir özellik değildir — kendi kaynaklarımıza bilinçli şekilde dikkat ettiğimizde gelişir. Bu, her zaman güçlü olmak değil; kendimize iyi bakmak demektir: fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak.
Beslenme, hareket ve uyku günlük dayanıklılığımızın temelidir. Kendimizi ne kadar iyi desteklersek, o kadar çok gücümüz olur — başkaları ve kendimiz için.
Ve her şey mükemmel olmak zorunda değil. Küçük başlamak yeterlidir:
Sadece kahve yerine iyi bir kahvaltı,
kısa bir yürüyüş,
gerçek bir mola.
Her değişim daha fazla içsel güç ve hafiflik için bir adımdır.”