İçeriğe atla
lavita.com
Röportaj
03.02.2026 tarihinde güncellenmiştir5 dakika Okuma süresi

Dr. med. Pia Roser Röportajı

Yeni araştırmalar ortaya koyuyor: Gerçek doyma hissi nasıl sağlanır?

Belki size de tanıdık geliyordur: Daha yeni yemek yemişsinizdir, aslında tok hissedersiniz; ama kısa bir süre sonra iştah yeniden ortaya çıkar. Pek çok kişi, iştah ataklarının adeta durduk yere — çoğu zaman bir öğünden sadece dakikalar sonra — başladığını ya da gün boyunca sürekli yemek düşüncesinin zihni meşgul ettiğini deneyimler. Bir bilmece gibi görünen bu durumun ise net bir biyolojik nedeni vardır: Tokluk sistemi dengesini kaybetmiştir ve yanlış sinyaller göndermektedir.

Endokrinoloji ve obezite alanında uzman olan Dr. med. Pia Roser, uzun yıllardır tam olarak bu süreçler üzerinde çalışmaktadır. Hormonların yeme davranışımızı nasıl düzenlediğini ve bazı kişilerin, pek çok şeyi doğru yapmalarına rağmen neden inatçı açlık atakları yaşadığını araştırmaktadır. Geliştirdiği yaklaşım, tokluk sisteminin eğitilebileceğini ve basit günlük alışkanlıklarla yeniden dengelenebileceğini göstermektedir.

 
 
 

Dr. Pia Roser
Hamburg-Eppendorf Üniversitesi Hastanesi’nin Obezite Merkezi’nde başhekim yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda, Londra’daki saygın King’s College London bünyesinde bu alanlarda araştırmalar yürütmektedir.

Günlük klinik pratiğinde, daha bilinçli bir yeme davranışı geliştirme yolunda çok sayıda kişiye eşlik etmiştir. Bilimsel çalışmalarından ve saha deneyimlerinden elde ettiği bulguları, yeni rehberi Die neue Wissenschaft vom Sattsein’de (Gräfe und Unzer) bir araya getirmiştir.

 


Sayın Roser, bazen aç olmasak bile zihnimizin sürekli yemekle meşgul olduğunu hissediyoruz. Uzmanların “Food Noise” olarak adlandırdığı bu olgunun arkasında hangi mekanizmalar var?

Dr. Pia Roser:
“Food Noise, yemekle ilgili bitmeyen içsel bir uğultudur: Düşünceler, görüntüler, iştah dürtüleri… Bunlar, vücudun aslında enerjiye ihtiyacı olmadığı hâlde ortaya çıkar. Bu durum son derece insani bir tepkidir. Binlerce yıl boyunca bedenimiz, hayatta kalabilmek için her enerji kaynağını depolamayı öğrenmiştir.

Ancak günümüzde, özellikle Batı dünyasında artık besin kıtlığı içinde yaşamıyoruz; aksine, her an erişilebilen — çoğu yüksek derecede işlenmiş — gıdalarla dolu adeta sürekli bir açık büfe ortamındayız.

Buna ek olarak yemek, öğrenilmiş bir davranıştır. Ritüeldir, anıdır, ödüldür ve bir yatıştırma aracıdır. Eğer stresli ya da yalnız hissettiğimizde yemek yemeyi öğrendiysek, mide aslında sessiz olsa bile iştah kendini hissettirmeye devam eder.”

 

Sağlıksız beslenme, açlık ve tokluk sinyallerini nasıl etkiler?
Sürekli olarak şeker ve yağ oranı yüksek bir beslenme biçimi, iştahın hormonal düzenlenmesini bozabilir. Bunun sonucunda zihinsel açlık giderek güçlenirken, tokluk hissi zayıflar. Daha fazla iştah, daha fazla yeme ve kilo artışından oluşan bir kısır döngü ortaya çıkar. Bu bir irade eksikliği değil, biyolojidir.

 

Bir gıda ne kadar fazla işlenmişse, tokluk potansiyeli o kadar düşüktür.

— Dr. Pia Roser,
Die neue Wissenschaft vom Sattsein (Gräfe und Unzer)

 

Gerçek açlık ile duygusal ya da strese bağlı yeme isteği nasıl ayırt edilir?
“Gerçek açlık, vücudun bir enerji eksikliği olduğunu bildiren fiziksel bir sinyaldir. Duygusal açlık — ya da kitabımda adlandırdığım şekliyle zihinsel açlık — duygulara, strese, can sıkıntısına ya da sadece pizza gibi bir yiyeceği görmeye tepki verir.

Yoğun günlük yaşamda bu iki açlık türü sıklıkla birbirine karışır. Ancak zihinsel açlığın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını bilen biri, gerçek açlığı zihinsel açlıktan çok daha net ayırt edebilir.”

 

Hangi fiziksel ve hormonal sinyaller bize tok olduğumuzu gösterir — ve neden bunları fark etmek bu kadar zorlaşır?

Yanıt (Dr. Pia Roser):
“Tokluk, vücutta güçlü etkiler yaratan hormonların oluşturduğu bir konser gibidir. Bu hormonlar beyne şu mesajı iletir: ‘Yeter. Tok oldun.’

Buna mide genişlemesi de eşlik eder — bu nedenle sebze, salata ve çorba gibi hacmi yüksek besinler daha uzun süre tok tutar.

Sorun, çok hızlı yemek yediğimizde, sürekli atıştırdığımızda ya da yüksek derecede işlenmiş gıdaları tercih ettiğimizde ortaya çıkar. Bu durumlarda vücudumuzun gönderdiği sinyalleri duymakta zorlanırız.”

 

Gerekli tüm mikro besinleri içeren dengeli bir beslenme, tokluk sistemlerimizi yeniden dengeye getirmeye yardımcı olabilir mi?

Yanıt (Dr. Pia Roser):
“Evet, kesinlikle! Bol sebze, lif ve protein; buna karşılık az miktarda yüksek derecede işlenmiş gıda tüketmek, kendi tokluk sinyallerimizi güçlendirir ve içsel gürültüyü sakinleştirir. Kan şekeri ne kadar stabil olursa, zihinsel açlık da o kadar sessizleşir.